Başbakan Erdoğan'ın İslam dini itirafı

  • Kategori: cocuk
  • Perşembe, 28 Eylül 2017 18:29 tarihinde yayınlandı.
  • Super User tarafından yazıldı.
  • Gösterim: 1934

Başbakan Erdoğan'ın İslam dini itirafı

Başbakan Erdoğan, adı hep barış anlamına gelen bir dinin mensupları olduklarını belirterek, ''Uygulamada, tatbikatta bu anlayışın tezahürünü yeterince göremediğimiz bir gerçek" dedi ve ekledi:Erdoğan, "Alnı secdeye varan bir insanın herhangi sebeple olursa olsun, herhangi inanca ve mezhebe ait olursa olsun bir başka insanın canına kıymasını izah edemeyiz'' dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığının ev sahipliğinde Ceylan Otel'de gerçekleştirilen, ''7. Avrasya İslam Şurası''nın açılışında konuşan Başbakan Erdoğan, bütün zamanların ve mekanların kılavuzunun hiç şüphesiz ''İlim'' olduğunu belirterek, ilim erbabının birlikteliğinde de ortaya yol gösterici ilimin çıkacağını söyledi.

Erdoğan, Avrasya coğrafyasının farklı merkezlerinden gelen konuklarla birlikte olmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:

''Şunun altını çizerek ve aynı zamanda gururla ifade etmek istiyorum. Bizim ortak medeniyetimize ev sahipliği yapmış bu coğrafya, tarih boyunca ilimle, irfanla, erdemle tüm insani değerleri yüceltmekle, hoşgörü ve toleransla anılan bir coğrafyadır. Bu topraklar yüzyıllar boyunca ilim ekilen ve ilim hasat edilen topraklar olmuştur. İslam kültür ve medeniyetinin bölgede bıraktığı mirasın önemli izleri vardır. İslam medeniyeti bu topraklara bilgi ve marifet, ahlak ve erdem, ötekine saygı ve insana sadece insan olduğundan dolayı gösterilen sevgi numuneleri bırakmıştır. Son asırda bu coğrafyanın mayasını değiştirmeye yönelik atılan adımlar kendisine hayat bulamamış, fitne tohumları bu topraklarda yetişememiş, özümüzü kirletmeye dönük girişimler filizlenememiştir.''

-SEVGİ MEDENİYETİ-

Başbakan Erdoğan, hiç istenilmeyen, arzu edilmeyen savaş, katliam ve çatışma dönemleri olduğunu, bugün de bazı ülkelerde bunların büyük bir teessür ve acıyla yaşandığını anımsattı. Ancak bu çalkantılı dönemlerin tarihte kendisine yer bulamayacak kadar gelip geçici olduğuna inandıklarını en azından bu umudu muhafaza ettiklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu bölgenin inşa ettiği sevgi medeniyetinin kaybolmaya yüz tuttuğuna inananlar, açık söylüyorum, umutlarını yitirir. Dolayısıyla her şeylerini kaybederler. Bizim coğrafyamızın her bir zerresi ilim ocaklarıyla, bilgi yuvalarıyla, sevgiyi aşkı özleyen mabetlerle donatılmıştır. Bu coğrafyanın halkları bilgi ve aşkı özlerine bilinmeyecek şekilde nakşetmişlerdir. Bizi yaratan Allah, bize bir ikaz mı, tespit mi diyelim, bunu haber veriyor. 'Ey iman edenler, yapmadıklarınızı niçin söylüyorsunuz'. Biz yaptıklarımızı söyleyeceğiz. Yapmadıklarımızı değil. Bu bizim için ciddi bir uyarı. Şu anda dünyada bunun ağır bedellerini ödüyoruz. Yapmadıklarını söyleyen bir toplumuz. Ama işin aslı o değil, yaptıklarımızı söyleyeceğiz ki onun tesiri olsun. Güzel bir Anadolu sözü var, 'Bal bal demekle ağız tatlanmıyor.' Balı yersen ağız tatlanıyor. asıl olan budur''

Erdoğan, bundan 700 yıl önce Anadolu'dan tüm dünyaya seslenen Yunus Emre'nin, ''Biz sevdik aşık olduk/Sevildik maşuk olduk/Her dem yeniden doğarız/Bizden kim usanası?'' sözlerini anımsatarak, aşkı bilgiyle, sevdayı ilimle eşdeğer gören bu kültürün, bu medeniyetin değerini yitirmesinin ve eskimesinin asla söz konusu olmadığını vurguladı.

''Bu miras tarihin bir noktasında tekrar yeşerecek, canlanacak ve mutlaka yeni bir diriliş gerçekleştirilecektir'' diyen Erdoğan, konuşmasında, Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ''Hak şerleri hayreyler/zannetme ki gayr eyler/Arif bunu seyreyler/Mevla görelim neyler/Neylerse güzel eyler'' sözlerine yer verdi.

-İSLAM'DA KUL HAKKININ ÖNEMİ-

Başbakan Erdoğan, Avrasya coğrafyası üzerinde devraldıkları bu eşsiz kültür ve medeniyeti iyi anlamak ve gelecek tasavvuru bu medeniyet üzerine inşa etmek gibi ağır bir mesuliyet taşıdıklarını ifade ederek, ''Bizler, adı barış anlamına gelen bir dinin mensuplarıyız. Mensup olduğumuz dinin her bir mesajı barışı, hoşgörüyü, ilim ve hikmeti insan sevgisini tavsiye eder'' diye konuştu.

İslam inancında bir cana kıyanın bütün bir insanlığın canına kıymış sayılacağına işaret eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Bizde kul hakkı her şeyin üzerindedir. Kul hakkı denilen şey illa para pul götürmek değil, o kadar hassas bir konu, ama bu hassasiyete ulaşamamışız. Biz öyle bir derinliğe sahibiz ki eğer arabanla giderken pet şişesini sokağa atıyorsan bu kul hakkıdır. Çünkü belediyenin çöpçüsü senin sokağa attığın pet şişeyi toplamakla değil, doğal pisliği toplamakla mükelleftir. Sokakta giderken affedersin, balgamınızı caddeye atarsanız bu kul hakkıdır, bunu gören insan şöyle bir iç geçirse bu yeter. Biz böyle bir medeniyetin mensubuyuz, bu hassasiyet var mı? Yok. Temizlik imandandır. Maalesef temizlikten binasip bir toplumuz. Bunlar gerçek, belediye başkanlığı yaptım biliyorum.''

-ANNE VE BABAYA HÜRMET-

Erdoğan, anne ve babaya hürmet, kardeşlik, komşuluk, dayanışma ve yardımlaşmanın, bu dinin temel unsurları olduğuna işaret ederek, bu sevgi dininin, sınırlarını kendisine inananlarla daraltmadığını, tam aksine bütün bir insanlığı kuşattığını vurguladı.

''Yaradılanı yaradandan ötürü severiz'' anlayışıyla tüm insanlığa sevgiyle, merhametle, hoşgörüyle cömertlikle, tevazu ve samimiyetle yaklaşmayı dinin esası olarak bildiklerini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Hiç kuşkusuz bu ve benzeri bir çok tavsiye, tüm bu coğrafyadaki her bir insan tarafından çok yakından biliniyor. Bizler, adı hep barış anlamına gelen bir dinin mensuplarıyız. Ancak uygulamada, tatbikatta bu anlayışın tezahürünü yeterince göremediğimiz de bir gerçektir. Alnı secdeye varan bir insanın herhangi sebeple olursa olsun, herhangi inanca ve mezhebe ait olursa olsun, bir başka insanın canına kıymasını izah edemeyiz. İşte buyurun Mardin'de 44 vatandaşımızın acımasızca katledilmesi olayı, çocuk, kadın 44 insan, hiç bunun izahı yok.''

''İSLAMOFOBİ BİR İNSANLIK SUÇUDUR. BU İNSANLIK SUÇU ÜZERİNE İNŞA EDİLEN YA DA BU ANLAYIŞTAN İZLER TAŞIYAN HER TÜRLÜ POLİTİKA, YANLIŞTIR VE TAHRİP EDİCİ OLACAKTIR''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İslamofobi'nin bir insanlık suçu olduğunu vurgulayarak, ''Bu insanlık suçu üzerine inşa edilen ya da bu anlaşıştan izler taşıyan her türlü politika, yanlıştır ve tahrip edici olacaktır'' dedi.

Erdoğan, bugün Afganistan'da yaşananları, terazinin hiçbir kefesine sığdıramadıklarını, Irak'ta her gün yaşanan kardeş katliamlarını hiçbir bilgiyle izah edemeyeceklerini söyledi.

Başbakan Erdoğan, bunlarla ilgili ne gibi çalışmalar yapacaklarının cevabını bulmaları gerektiğini ifade ederek, buna ihtiyaç olduğunu belirtti. Erdoğan, ''Bazı çevrelerin İslam ile terörü aynı kefeye koyan yaklaşımlarına adeta su taşıyan terör faaliyetlerini asla sahiplenemeyiz'' diye konuştu.

Bir çok ülkeyi kasıp kavuran, yoksulluğu, hukuksuzluğu, eşitsizliği, sefaleti, moda kavramlarla ve derinlikten yoksun analizlerle teşhis edemeyeceklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Burada bir yanlışlık olduğu gayet aşikardır. Her sözüne, her işine, 'esirgemek ve bağışlamak ile başlayanlar', kan ve gözyaşından kurtulamıyor, terörist yaftası yiyor. Geri kalıyor, yoksul kalıyor. Hak ve hukuk noktasında bozuk bir sicille anılıyorsa, ters giden bir şey vardır. Şehirlerinin kapısında 'bilgi ve erdem, silah ve kılıçtan özgürdür' yazan bir medeniyetin mensupları, bugün ölmek ve öldürmekle gündeme geliyorsa, ortada izah edemediğiniz bir yanlışlık olduğu belidir. İşte böyle bir konjonktürde ve içinde bulunduğumuz şartlar itibariyle, bu coğrafyanın sizlere çok büyük ihtiyacı vardır.''

-BİLİM VE BİLİM ADAMLARININ ÖNEMİ

Başbakan Erdoğan, ''tarih geçmişini tabulaştırarak tembelliğe düşmüş, doygunluğa ulaşmış, hayata sadece kendilerine kalan mirasla tutunmuş insan topluluklarının'', dünya sahnesinden silinmesine defalarca şahit olunduğuna işaret ederek, geçmişin mirasıyla yetinmekten ziyade, bu mirasın, alın terinin üzerine yeni şeyler bina etmenin mümkün olduğunu vurguladı.

''İlim müminin yitik malıdır'' sözünü hatırlatan Erdoğan, bunu kavramak ve yaşamak durumunda olduklarını söyledi.

Erdoğan, ''Aramayı bıraktığımız an, sahip olduklarımızı da kaybettiğimiz zamandır. Bizler emanetini devraldığımız ülkeleri, adaletle idare etmek, hakkı ve hukuku gözetmek, emniyeti sağlamak, her türlü ihtiyaca cevap verecek huzur ortamını tesis etmekle mükellefiz. Bizler, bilim adamlarına yol gösterecek değil, bilim adamlarının yolunu açacak ve onların ışığından istifade edecek konumdayız'' diye konuştu.

Bilim ve bilim adamlarına tahakküm etmeye girişen hiçbir idarecinin başarılı olamadığına işaret eden Erdoğan, ''Bilim, iktidarın gölgesinde değil, iktidar bilimin gölgesinde olduğu müddetçe adalet mümkün olur. Medeniyetimizden devraldığımız en önemli miraslardan biri de işte bu anlayıştır. Biz bu anlayış çerçevesinde, hem ülkemizde, hem de Avrasya coğrafyasında bilimin yeniden özgür üretilmesi noktasında, tarihi bir sorumluluğun altındayız. Bilim adına, Türkiye'de hükümet olarak yaptığımız çalışmaları daha da ileriye taşımak noktasında kararlıyız'' şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, Avrasya coğrafyasındaki her bir sorunun, tek başına kişilerin, toplumların, hatta tek başına ülkelerin sorunu olamayacağını ifade ederek, var olan sorunları birlikte aşmak, birlikte çözüm üretmek zorunda oldukların söyledi.

Kendilerini tanıtmakta, anlatmakta ve ifade etmekte sorunlar yaşadıklarının bir gerçek olduğunu dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

''Batı toplumlarında İslama ve onun mensuplarına karşı teşvik edilen art niyetli girişimleri yakından takip ediyoruz. Şunu bir kez daha vurgulamak isterim, İslamofobi bir insanlık suçudur. Bu insanlık suçu üzerine inşa edilen ya da bu anlayıştan izler taşıyan her türlü politika yanlıştır ve tahrip edici olacaktır. Bütün uluslararası toplantılarda bu kardeşiniz, bunu, gereği şeklinde izah etmektedir, anlatmaktadır ve bunun kavgasını vermektedir. Eğer antisemitizmi insanlık suçu kabul ediyorsanız, ben kabul ediyorum, aynı şekilde İslamofobi de bir insanlık suçudur. Bunu kayıtlara girmek zorundasınız. Ve kayıtlara da girdi.''

-KARİKATÜR KRİZİ

Erdoğan, önemsiz gibi görünen kimi girişimlerin medya aracığıyla uluslararası bir krize dönüştürüldüğünü, bunun ardından da farklı coğrafyalar arasındaki uçurumların derinleştiğine hep birlikte şahit olduklarını vurguladı.

Bir ülkede ifade özgürlüğü olarak görünen yakalaşımın, bir başka ülkeyi ve kültürü incittiğini, en son karikatür krizinde bunu yaşadıklarına işaret eden Erdoğan, ''Yapılan yanlışta ısrar, medeniyetler arasındaki kıvılcımı bir yangına dönüştürme noktasına kadar vardırdı. Bu süreçte daha sorumlu davranılmış, ifade özgürlüğünün sınırları daha makul şekilde çizilmiş olsaydı, yaşanan acı olaya şahit olmayacaktık. Oysa ben inanıyorum ki farklı din ve kültür mensuplarının birbirlerine yönelik tarihsel ön yargılarını asgari seviyeye indirmek mümkündür. Bunu başarırsak barışı sağlarız'' diye konuştu.

Erdoğan, bu anlayışta Türkiye olarak İspanya ile birlikte BM çatısı altında Medeniyetler İttifakı Projesini başlattıklarını anımsatarak, bu girişimin medeniyetlerin bir birini anlama ve tanıma hedefine anlamlı bir katkı sağladığını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, bu konuda daha aktif olmaları gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

''Aynı ülkenin içinde, İslam adına temsilci konumunda olan din adamlarımızın birbirleriyle ayrı konumda olmasını doğrusu hazmedemiyorum, bunu anlamakta zorlanıyorum. Bizi mezhepler kesinlik ayırmamalı, bizim ortak paydamız İslam'dır. İslam'ı, mezhepleri farklı bir görüşün tezahürü olmaktan öteye götürmemeliyiz. Eğer götürürsek, o zaman mezhep din haline gelir, din haline gelirse tarihte yaşadığımız din çatışmalarını yeniden yaşamaya başlarız. Bunun bedeli de çok ağır oluyor ve hala da olmaya devam ediyor. Bunu kim çözecek? İşte bu şura çözecek. Biz dünyaya bu mesajı vermek durumundayız. Burada bir birlikteliği yakalamak durumundayız.''

Erdoğan, siyasetçiler olarak bu zemini hazırlamak noktasında gayretlerine devam edeceklerini, bilim çevrelerinin de girişimi, birikimleriyle, araştırmaları ve projeleriyle bunu desteklediklerini görmenin, umutlarını artırdıklarını kaydetti

Başbakan Erdoğan, adı hep barış anlamına gelen bir dinin mensupları olduklarını belirterek, ''Uygulamada, tatbikatta bu anlayışın tezahürünü yeterince göremediğimiz bir gerçek" dedi ve ekledi:Erdoğan, "Alnı secdeye varan bir insanın herhangi sebeple olursa olsun, herhangi inanca ve mezhebe ait olursa olsun bir başka insanın canına kıymasını izah edemeyiz'' dedi.

Diyanet İşleri Başkanlığının ev sahipliğinde Ceylan Otel'de gerçekleştirilen, ''7. Avrasya İslam Şurası''nın açılışında konuşan Başbakan Erdoğan, bütün zamanların ve mekanların kılavuzunun hiç şüphesiz ''İlim'' olduğunu belirterek, ilim erbabının birlikteliğinde de ortaya yol gösterici ilimin çıkacağını söyledi.

Erdoğan, Avrasya coğrafyasının farklı merkezlerinden gelen konuklarla birlikte olmaktan memnuniyet duyduğunu dile getirerek, şöyle konuştu:

''Şunun altını çizerek ve aynı zamanda gururla ifade etmek istiyorum. Bizim ortak medeniyetimize ev sahipliği yapmış bu coğrafya, tarih boyunca ilimle, irfanla, erdemle tüm insani değerleri yüceltmekle, hoşgörü ve toleransla anılan bir coğrafyadır. Bu topraklar yüzyıllar boyunca ilim ekilen ve ilim hasat edilen topraklar olmuştur. İslam kültür ve medeniyetinin bölgede bıraktığı mirasın önemli izleri vardır. İslam medeniyeti bu topraklara bilgi ve marifet, ahlak ve erdem, ötekine saygı ve insana sadece insan olduğundan dolayı gösterilen sevgi numuneleri bırakmıştır. Son asırda bu coğrafyanın mayasını değiştirmeye yönelik atılan adımlar kendisine hayat bulamamış, fitne tohumları bu topraklarda yetişememiş, özümüzü kirletmeye dönük girişimler filizlenememiştir.''

-SEVGİ MEDENİYETİ-

Başbakan Erdoğan, hiç istenilmeyen, arzu edilmeyen savaş, katliam ve çatışma dönemleri olduğunu, bugün de bazı ülkelerde bunların büyük bir teessür ve acıyla yaşandığını anımsattı. Ancak bu çalkantılı dönemlerin tarihte kendisine yer bulamayacak kadar gelip geçici olduğuna inandıklarını en azından bu umudu muhafaza ettiklerini ifade eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu bölgenin inşa ettiği sevgi medeniyetinin kaybolmaya yüz tuttuğuna inananlar, açık söylüyorum, umutlarını yitirir. Dolayısıyla her şeylerini kaybederler. Bizim coğrafyamızın her bir zerresi ilim ocaklarıyla, bilgi yuvalarıyla, sevgiyi aşkı özleyen mabetlerle donatılmıştır. Bu coğrafyanın halkları bilgi ve aşkı özlerine bilinmeyecek şekilde nakşetmişlerdir. Bizi yaratan Allah, bize bir ikaz mı, tespit mi diyelim, bunu haber veriyor. 'Ey iman edenler, yapmadıklarınızı niçin söylüyorsunuz'. Biz yaptıklarımızı söyleyeceğiz. Yapmadıklarımızı değil. Bu bizim için ciddi bir uyarı. Şu anda dünyada bunun ağır bedellerini ödüyoruz. Yapmadıklarını söyleyen bir toplumuz. Ama işin aslı o değil, yaptıklarımızı söyleyeceğiz ki onun tesiri olsun. Güzel bir Anadolu sözü var, 'Bal bal demekle ağız tatlanmıyor.' Balı yersen ağız tatlanıyor. asıl olan budur''

Erdoğan, bundan 700 yıl önce Anadolu'dan tüm dünyaya seslenen Yunus Emre'nin, ''Biz sevdik aşık olduk/Sevildik maşuk olduk/Her dem yeniden doğarız/Bizden kim usanası?'' sözlerini anımsatarak, aşkı bilgiyle, sevdayı ilimle eşdeğer gören bu kültürün, bu medeniyetin değerini yitirmesinin ve eskimesinin asla söz konusu olmadığını vurguladı.

''Bu miras tarihin bir noktasında tekrar yeşerecek, canlanacak ve mutlaka yeni bir diriliş gerçekleştirilecektir'' diyen Erdoğan, konuşmasında, Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ''Hak şerleri hayreyler/zannetme ki gayr eyler/Arif bunu seyreyler/Mevla görelim neyler/Neylerse güzel eyler'' sözlerine yer verdi.

-İSLAM'DA KUL HAKKININ ÖNEMİ-

Başbakan Erdoğan, Avrasya coğrafyası üzerinde devraldıkları bu eşsiz kültür ve medeniyeti iyi anlamak ve gelecek tasavvuru bu medeniyet üzerine inşa etmek gibi ağır bir mesuliyet taşıdıklarını ifade ederek, ''Bizler, adı barış anlamına gelen bir dinin mensuplarıyız. Mensup olduğumuz dinin her bir mesajı barışı, hoşgörüyü, ilim ve hikmeti insan sevgisini tavsiye eder'' diye konuştu.

İslam inancında bir cana kıyanın bütün bir insanlığın canına kıymış sayılacağına işaret eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:

''Bizde kul hakkı her şeyin üzerindedir. Kul hakkı denilen şey illa para pul götürmek değil, o kadar hassas bir konu, ama bu hassasiyete ulaşamamışız. Biz öyle bir derinliğe sahibiz ki eğer arabanla giderken pet şişesini sokağa atıyorsan bu kul hakkıdır. Çünkü belediyenin çöpçüsü senin sokağa attığın pet şişeyi toplamakla değil, doğal pisliği toplamakla mükelleftir. Sokakta giderken affedersin, balgamınızı caddeye atarsanız bu kul hakkıdır, bunu gören insan şöyle bir iç geçirse bu yeter. Biz böyle bir medeniyetin mensubuyuz, bu hassasiyet var mı? Yok. Temizlik imandandır. Maalesef temizlikten binasip bir toplumuz. Bunlar gerçek, belediye başkanlığı yaptım biliyorum.''

-ANNE VE BABAYA HÜRMET-

Erdoğan, anne ve babaya hürmet, kardeşlik, komşuluk, dayanışma ve yardımlaşmanın, bu dinin temel unsurları olduğuna işaret ederek, bu sevgi dininin, sınırlarını kendisine inananlarla daraltmadığını, tam aksine bütün bir insanlığı kuşattığını vurguladı.

''Yaradılanı yaradandan ötürü severiz'' anlayışıyla tüm insanlığa sevgiyle, merhametle, hoşgörüyle cömertlikle, tevazu ve samimiyetle yaklaşmayı dinin esası olarak bildiklerini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Hiç kuşkusuz bu ve benzeri bir çok tavsiye, tüm bu coğrafyadaki her bir insan tarafından çok yakından biliniyor. Bizler, adı hep barış anlamına gelen bir dinin mensuplarıyız. Ancak uygulamada, tatbikatta bu anlayışın tezahürünü yeterince göremediğimiz de bir gerçektir. Alnı secdeye varan bir insanın herhangi sebeple olursa olsun, herhangi inanca ve mezhebe ait olursa olsun, bir başka insanın canına kıymasını izah edemeyiz. İşte buyurun Mardin'de 44 vatandaşımızın acımasızca katledilmesi olayı, çocuk, kadın 44 insan, hiç bunun izahı yok.''

''İSLAMOFOBİ BİR İNSANLIK SUÇUDUR. BU İNSANLIK SUÇU ÜZERİNE İNŞA EDİLEN YA DA BU ANLAYIŞTAN İZLER TAŞIYAN HER TÜRLÜ POLİTİKA, YANLIŞTIR VE TAHRİP EDİCİ OLACAKTIR''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İslamofobi'nin bir insanlık suçu olduğunu vurgulayarak, ''Bu insanlık suçu üzerine inşa edilen ya da bu anlaşıştan izler taşıyan her türlü politika, yanlıştır ve tahrip edici olacaktır'' dedi.

Erdoğan, bugün Afganistan'da yaşananları, terazinin hiçbir kefesine sığdıramadıklarını, Irak'ta her gün yaşanan kardeş katliamlarını hiçbir bilgiyle izah edemeyeceklerini söyledi.

Başbakan Erdoğan, bunlarla ilgili ne gibi çalışmalar yapacaklarının cevabını bulmaları gerektiğini ifade ederek, buna ihtiyaç olduğunu belirtti. Erdoğan, ''Bazı çevrelerin İslam ile terörü aynı kefeye koyan yaklaşımlarına adeta su taşıyan terör faaliyetlerini asla sahiplenemeyiz'' diye konuştu.

Bir çok ülkeyi kasıp kavuran, yoksulluğu, hukuksuzluğu, eşitsizliği, sefaleti, moda kavramlarla ve derinlikten yoksun analizlerle teşhis edemeyeceklerini vurgulayan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Burada bir yanlışlık olduğu gayet aşikardır. Her sözüne, her işine, 'esirgemek ve bağışlamak ile başlayanlar', kan ve gözyaşından kurtulamıyor, terörist yaftası yiyor. Geri kalıyor, yoksul kalıyor. Hak ve hukuk noktasında bozuk bir sicille anılıyorsa, ters giden bir şey vardır. Şehirlerinin kapısında 'bilgi ve erdem, silah ve kılıçtan özgürdür' yazan bir medeniyetin mensupları, bugün ölmek ve öldürmekle gündeme geliyorsa, ortada izah edemediğiniz bir yanlışlık olduğu belidir. İşte böyle bir konjonktürde ve içinde bulunduğumuz şartlar itibariyle, bu coğrafyanın sizlere çok büyük ihtiyacı vardır.''

-BİLİM VE BİLİM ADAMLARININ ÖNEMİ

Başbakan Erdoğan, ''tarih geçmişini tabulaştırarak tembelliğe düşmüş, doygunluğa ulaşmış, hayata sadece kendilerine kalan mirasla tutunmuş insan topluluklarının'', dünya sahnesinden silinmesine defalarca şahit olunduğuna işaret ederek, geçmişin mirasıyla yetinmekten ziyade, bu mirasın, alın terinin üzerine yeni şeyler bina etmenin mümkün olduğunu vurguladı.

''İlim müminin yitik malıdır'' sözünü hatırlatan Erdoğan, bunu kavramak ve yaşamak durumunda olduklarını söyledi.

Erdoğan, ''Aramayı bıraktığımız an, sahip olduklarımızı da kaybettiğimiz zamandır. Bizler emanetini devraldığımız ülkeleri, adaletle idare etmek, hakkı ve hukuku gözetmek, emniyeti sağlamak, her türlü ihtiyaca cevap verecek huzur ortamını tesis etmekle mükellefiz. Bizler, bilim adamlarına yol gösterecek değil, bilim adamlarının yolunu açacak ve onların ışığından istifade edecek konumdayız'' diye konuştu.

Bilim ve bilim adamlarına tahakküm etmeye girişen hiçbir idarecinin başarılı olamadığına işaret eden Erdoğan, ''Bilim, iktidarın gölgesinde değil, iktidar bilimin gölgesinde olduğu müddetçe adalet mümkün olur. Medeniyetimizden devraldığımız en önemli miraslardan biri de işte bu anlayıştır. Biz bu anlayış çerçevesinde, hem ülkemizde, hem de Avrasya coğrafyasında bilimin yeniden özgür üretilmesi noktasında, tarihi bir sorumluluğun altındayız. Bilim adına, Türkiye'de hükümet olarak yaptığımız çalışmaları daha da ileriye taşımak noktasında kararlıyız'' şeklinde konuştu.

Başbakan Erdoğan, Avrasya coğrafyasındaki her bir sorunun, tek başına kişilerin, toplumların, hatta tek başına ülkelerin sorunu olamayacağını ifade ederek, var olan sorunları birlikte aşmak, birlikte çözüm üretmek zorunda oldukların söyledi.

Kendilerini tanıtmakta, anlatmakta ve ifade etmekte sorunlar yaşadıklarının bir gerçek olduğunu dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

''Batı toplumlarında İslama ve onun mensuplarına karşı teşvik edilen art niyetli girişimleri yakından takip ediyoruz. Şunu bir kez daha vurgulamak isterim, İslamofobi bir insanlık suçudur. Bu insanlık suçu üzerine inşa edilen ya da bu anlayıştan izler taşıyan her türlü politika yanlıştır ve tahrip edici olacaktır. Bütün uluslararası toplantılarda bu kardeşiniz, bunu, gereği şeklinde izah etmektedir, anlatmaktadır ve bunun kavgasını vermektedir. Eğer antisemitizmi insanlık suçu kabul ediyorsanız, ben kabul ediyorum, aynı şekilde İslamofobi de bir insanlık suçudur. Bunu kayıtlara girmek zorundasınız. Ve kayıtlara da girdi.''

-KARİKATÜR KRİZİ

Erdoğan, önemsiz gibi görünen kimi girişimlerin medya aracığıyla uluslararası bir krize dönüştürüldüğünü, bunun ardından da farklı coğrafyalar arasındaki uçurumların derinleştiğine hep birlikte şahit olduklarını vurguladı.

Bir ülkede ifade özgürlüğü olarak görünen yakalaşımın, bir başka ülkeyi ve kültürü incittiğini, en son karikatür krizinde bunu yaşadıklarına işaret eden Erdoğan, ''Yapılan yanlışta ısrar, medeniyetler arasındaki kıvılcımı bir yangına dönüştürme noktasına kadar vardırdı. Bu süreçte daha sorumlu davranılmış, ifade özgürlüğünün sınırları daha makul şekilde çizilmiş olsaydı, yaşanan acı olaya şahit olmayacaktık. Oysa ben inanıyorum ki farklı din ve kültür mensuplarının birbirlerine yönelik tarihsel ön yargılarını asgari seviyeye indirmek mümkündür. Bunu başarırsak barışı sağlarız'' diye konuştu.

Erdoğan, bu anlayışta Türkiye olarak İspanya ile birlikte BM çatısı altında Medeniyetler İttifakı Projesini başlattıklarını anımsatarak, bu girişimin medeniyetlerin bir birini anlama ve tanıma hedefine anlamlı bir katkı sağladığını kaydetti.

Başbakan Erdoğan, bu konuda daha aktif olmaları gerektiğine işaret ederek, şunları söyledi:

''Aynı ülkenin içinde, İslam adına temsilci konumunda olan din adamlarımızın birbirleriyle ayrı konumda olmasını doğrusu hazmedemiyorum, bunu anlamakta zorlanıyorum. Bizi mezhepler kesinlik ayırmamalı, bizim ortak paydamız İslam'dır. İslam'ı, mezhepleri farklı bir görüşün tezahürü olmaktan öteye götürmemeliyiz. Eğer götürürsek, o zaman mezhep din haline gelir, din haline gelirse tarihte yaşadığımız din çatışmalarını yeniden yaşamaya başlarız. Bunun bedeli de çok ağır oluyor ve hala da olmaya devam ediyor. Bunu kim çözecek? İşte bu şura çözecek. Biz dünyaya bu mesajı vermek durumundayız. Burada bir birlikteliği yakalamak durumundayız.''

Erdoğan, siyasetçiler olarak bu zemini hazırlamak noktasında gayretlerine devam edeceklerini, bilim çevrelerinin de girişimi, birikimleriyle, araştırmaları ve projeleriyle bunu desteklediklerini görmenin, umutlarını artırdıklarını kaydetti

İsrail saldırısının asıl amacı neden Türkiye

  • Kategori: cocuk
  • Perşembe, 28 Eylül 2017 18:28 tarihinde yayınlandı.
  • Super User tarafından yazıldı.
  • Gösterim: 1899

Cemil ERTEM

İsrail devletinin yürüttüğü terör ve soykırıma varan katliamlar artık Filistin sorunu kapsamında anlatılamaz. Bu olan bitenin Avrupa’nın kriziyle, ABD’nin yeni yoluyla ve Türkiye’nin bölgedeki etkinliği ile çok güçlü bir ilişkisi vardır.

İsrail’in güncel terörü, hiç bir şekilde, Türkiye’nin iç politikasından da bağımsız değildir.

İsrail’in bugün Gazze üzerinde uyguladığı güncel terörün hangi strateji ve hangi güncel amaçlarla yapıldığı ve bunun ekonomik nedenleri üzerinde durmak istiyorum.

Öncelikle İsrail, tarihsel ve güncel olarak hangi ekonomik ayaklar üzerinde duruyor buna bakalım...

İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere, Batı Şeria ve Gazze şeridinin çok önemli bir ticaret geçişi ve Akdeniz için enerji yollarını da denetleyecek merkez olduğunu biliyordu. Bunun için, 1945’ten itibaren, İngiliz ordusunda görev alan Filistinliler’in ve Yahudiler’in bu bölgede tarım, imalat sanayi gibi alanlarda ekonomik faaliyetlerle bulunmasını İngiltere teşvik etti. Ama bölgede Yahudi girişimcilerin yatırımları ve iş alanları çok kısa sürede artarak ekonomik hakimiyete dönüştü. Bu durumu, Yahudiler, ‘ekonomi bizim elimizde, artık vaad edilmiş topraklarda devlet olmalıyız’ anlayışıyla değerlendirirken, Araplar, “Yahudilerin küresel ekonomik desteği bizi köle yapıyor, kendi topraklarımızda köle oluyoruz’ diye anlatıyordu.

İsrail -savaş- Ekonomisi

İşte bu ikili durum, sistemin iki hegemon devleti İngiltere ve ABD’ye burada homojen bir ekonomi olamayacağını anlatttı ve bir Yahudi devletinin kaçınılmazlığını da bu durum dayatmış oldu. 1947’de, bögedeki İngiliz Yüksek Komiseri, ‘Yahudi ve Arap piyasaları birbirinden tamamen koptu, burada bir iktisadi etkinlik bu şartlarda olmaz’ diye rapor verdi.

Sonuçta, ABD ve İngiltere, Filistin topraklarını üç ayrı kesime bölerek İsrail Devleti’ni 1948’de resmen ilan ettiler. Gazze şeridi Mısır’ın denetimine verildi. İsrail sınırları içnde kalan Filistinliler göç etmeye ve topraklarını bırakmaya başladı. Göç edenler, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ne doğru yayıldı. Bunun böyle olacağı biliniyordu, çünkü bu göç eden, topraklarından alınmış Filistinli nüfus, İngiltere ve ABD’nin savaş sanayi ile kalkındıracağı İsrail ekonomisinin ucuz işgücü deposu olacaktı.

O zaman şunu söyleyebiliriz; İsrail ekonomisi 1948’den beri, üç temel ayak üzerine oturur; 1) El konulan Filistin tarım toprakları 2) Ucuz Filistin iş gücü 3) Savaş tazminatları ile başlayan ve daha sonra küresel Yahudi sermayesi olarak devam eden ve savaş ekonomisini besleyen müthiş sermaye aktarımı...

1948’den 1967’ye kadar olan dönemde İsrail ekonomisi, savaş tazminatları, el konulan tarım toprakları ve Yahudi cemaatler vasıtasıyla aktarılan sermaye yoluyla çok hızlı büyümüştür. Ama 1967’ye gelindiğinde savunma sanayi yatırımlarıyla doruğa çıkan bu ekonomi, harcama ve yenilenme  ve hammadde tedariki sorunu yaşamaya başladı. İşte tam bu tarihte de Arap-İsrail savaşı başladı.  1967 savaşı, Batı Şeria ve Gazze işgalinin başlangıcıdır ve İsrail’in faşist yayılmasının en önemli dönemecidir. Böylece İsral devlet ekonomisi, daha önce, dolaylı yoldan elde ettiği pazar ve işgücü kaynaklarına doğrudan ulaşmış oluyordu.

Seksenlere geldiğimizde İsrail ekonomisi için, yok pahasına, çalışan Filistinli işçiler, toplam işgücünün yüzde 10’una erişmişlerdi.

İsrail-cuntalar- Türkiye 

Bu dönemde ABD, hem Sovyetler saiki ile hem de Ortadoğu enerji kaynaklarının denetlenmesi saiki ile İsrail savaş devletine milyarlarca dolar aktardı. Yine bu dönemde terör devleti İsrail’in ve onun ekonomisinin en önemli ittifaklarından birisi, vesayet ve cunta rejimleri arasında gidip gelen ABD’li neoconların, siyonistlerin, Mason Başbakanlarla istediklerini yaptırdıkları Türkiye idi.

Bütün bu dönemde İsrail devleti ile Türk devleti iç içe girmişti. (biliyorum içiniz acıyor ama gerçek bu) MOSSAD ve MİT birlikte çalışıyordu. Türkiye’yi 12 Eylül rejimine götürecek, iç savaş provalarını, K.Maraş, Çorum gibi katliamları Türk derin devleti-kontr-gerillası- ile İsrail devleti birlikte-çoğu kere- tasarlıyorlardı.

İşte tam o dönemde, İsrail’li siyonistler ve ABD’li neoconlar Türkiye’de kendileri için uzun vadede çalışacak kontr-gerilla elemanları, örgütleri yarattılar. Bunlardan birinin 1979 yılında İzmir Bornova Camii’nde verdiği vaaz hala kulaklarımda... Diyordu ki; “ ülkede bu terörü yaratan anarşistleri, sol sağ demeden imha etmeli, devlet başa gelmeli” Bu bir cunta çağrısıydı ve zaten bununla da görevliydi. Biliyorsunuz cunta 12 Eylül’de başa geldi ve hem sağdan hem de soldan gençleri ‘beslemeyeceğiz, asacağız’ diyerek astı. Sonra Başbakan Erdoğan, otuz yıl sonra, Meclis’te o gençlerin annelerine yazdığı son mektupları okurken ağladı...

Ne diyelim toptan imha olmadık dediği gibi ama biliyorsunuz, memleketi imha ettiler. Şimdi bugün, hiç şüpheniz olmasın, aynı şeyi yapmaya çalışıyorlar.

İsrail’in güncel amacı ve saldırı nedeni

Gördüğünüz gibi İsrail terör ekonomisinin kaynakları acımasız bir sömürü ve küresel sermeye aktarımı ve savaşa dayanır. Ve bu ekonomi, tıpkı 2. Dünya Savaşı öncesi Nazi Almanyası Ekonomisi gibi sıkıştığı zaman savaşa başvurur ve saldırır.

Peki bugün İsrail hangi ekonomik saikle saldırıyor ve Türkiye’deki karşılığı ne?

Öncelikle şunu söyleyelim; Mısır darbesi ile İsral saldırısı birbirinin devamıdır.

İsrail, Gazze ve Akdeniz bağlantısını -Mısır dahil- ekonomik olarak kesmek istiyor. Bunun dışında İsrail’in en önemli amacı, Türkiye’nin Irak Kürdistan Yönetimi ile yaptığı enerji stratejisini ve daha sonra Türkiye’nin bağımsız Kürdistan’ı destekleyerek bölgede hakim olmasının önüne geçmektir.

Bu saldırının üç amacı vardır; 1) Gazze’den başlayarak bölgeyi istikrarsızlaşmak ve bu istikrarsızlığın Irak-Kürdistan giderek Türkiye coğrafyasına sıçraması ve Türkiye ile Batı’nın arasını açmak. 2) Gazze’yi temizleyip, Doğu Akdeniz kaynakları ve Akdeniz ticaret çevrimi için Türkiye’nin önüne geçmek. Türkiye ile daha avantajlı masaya oturmak ve Türkiye’nin -Gazze-ablukayı kaldır şartını gereksizleştirmek. 3) Batı- özellikle ABD- ile Erdoğan’ın arasını açarak içeride destekledikleri örgütün yolunu açmak ve örgütün, ABD’nin daha işine yarayacağını anlatmak. Tabii nihai amaç, Erdoğan ve yakın çevresinin tesfiyesidir ki, masaya Gazze şartını ortaya atamayacak ve Musul-Kerkük hatta Hazar ve Akdeniz’de iddiası olmayan ‘Eski Türkiye’ ile oturmak... Ya işte böyle; İsral’in derdi artık Filistin hatta İran bile değildir, Türkiye’dir. Bilelim...    

 

10 Kasım 2015 Atatürk'ü Anma

  • Kategori: cocuk
  • Perşembe, 28 Eylül 2017 18:22 tarihinde yayınlandı.
  • Super User tarafından yazıldı.
  • Gösterim: 1954

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Ebediyete İntikalinin 77.Yıl Dönümü Münasebetiyle Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu Tarafından Düzenlenen Anma Töreni Tıkla

 

Başbakan Davutoğlu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından düzenlenen Atatürk'ü Anma Törenine katıldı. Tıkla